Erwin Olaf Üzerine - Aytac Togay

Yoksa Barhtes'ın Bahsettiği Sessiz Fotoğraflar Bunlar mı?

(Bir Erwin Olaf Denemesi)

Roland Barthes Camera Lucida kitabının bir yerinde Gustav Janouch ile Franz Kafka’nın fotoğraf hakkındaki bir diyaloğundan bahseder. Janouch Kafka’ya “Görüntü için gerekli koşul görmedir” der. Kafka’nın cevabı ise basit olur: “Biz nesneleri aklımızdan çıkarmak için fotoğraflarız. Öykülerim gözlerimi kapamamın bir yoludur.” Daha sonra Barthes devam eder: “Fotoğraf sessiz olmalıdır (yaygaracı fotoğraflar vardır, onları sevmem): bu bir ölçülülük sorunu değil, bir müzik sorunudur. Mutlak olan özellik ancak bir sessizlik hali ve çabası içinde sağlanabilir”. (Camera Lucida, Fotoğraf Üzerine Düşünceler, Altıkırkbeş Yayınları, Şubat 2000)

Geçtiğimiz yılın Temmuz ayının sonunda biten ve CER Modern’in büyük bir iş yaparak Ankara’ya getirdiği Erwin Olaf “Captured Senses” sergisini gezerken farkında olmadan da olsa düşündüklerim sanırım Barthes’ınkiler gibiydi. Olaf’ın özellikle Hope, Grief ve Rain isimli üçlemesinde kurmuş olduğu harikulade fotoğrafik atmosferlerin izleyenleri de içine alıp onları başka bir dünyaya götürmesi Barthes’ın sessiz fotoğraf güzellemesiyle birebir örtüşüyor. Modellerin yüzlerinde ve vücut dillerindeki sessiz ve mutsuz ifade, bu ifadeye hayat katan mekânlar, abajurlar, saatler, tül perdeler…

Olaf’ın 2009 yılının Mayıs ayında Fotoritim’e verdiği röportajda bu üç serinin çekim fikri için söyledikleri şöyle: “Bir fotoğraf çekimi için Hollanda’da iyi tanınan bir kişinin evinde idim. Büyük ve güzel olan bu yer yaşamak için o kadar muhteşemdi ki, o an aklımdan böyle güzel bir eve sahip olup da mutlu değil de üzgünseniz nasıl olurdu diye geçti. O insan mutsuz olduğundan filan değil, ben böyle düşünüyordum. Sanatta, elitin mutsuzluğu, fakir insanların mutsuzluğundan çok daha ilgi çekicidir”.

Barthes’a dönmek istiyorum, onun fotoğraf sanatına armağan ettiği “studium” ve “punctum” kavramları için bakış egzersizi yapmak istersek buna en uygun olanlarının Olaf’ın fotoğrafları olduğunu düşünüyorum. Barthes kitabında “Sonuçta studium her zaman kodlanmış, punctum ise kodlanmamıştır” diyor. Olaf’ın kurduğu dünyalarda birbirine benzer studiumlar mevcut. Stüdyoda kullanılan ışık, mekânlarda hissedilen “retro” tarz, modellerin giysileri, makyajları, yüzlerinde kameraya yansıyan ifadeleri”¦ Hemen hemen tamamında aynı "studium"un kodları. Oysa onu delip geçen can acıtıcı iğneler-punctumlar her seride, her fotoğrafta farklılık gösterebiliyor. Hope, The Lodger fotoğrafındaki kiracının terlikleri mesela. Ya da Grief sersindeki “üzgün bir elitin” dalgın bir şekilde pencere önünde düşünürken arkasında duran saksı ve onun içindeki çiçek.

Olaf’ın fotoğraflarının altında yatan alt anlamları biraz daha çözebilmek için serilerine göz atmaya devam edelim. 1987 yılında Chessmen isimli seriyi tamamladığında henüz 30 yaşına dahi basmamış olan sanatçının fotoğraflarında Witkin, Arbus, Mapplethorpe etkileri açıkça görülüyor. Zaten verdiği röportajda da bu seri için “hayattaki şahların ve vezirlerin dışında da insanlar olabileceği, toplumun bu insanları sosyal hayattan soyutlayarak uzaklaştırdığı, adaletsiz bu oyun için duyduğu öfke yüzünden böyle bir çalışma yaptığını” ifade ediyor.

Son olarak 2011 yılında tamamladığı Leiden’in Kuşatılması ve Kurtuluşu (The Siege and Relief of Leiden) serisinde Olaf, ülkesinin Leiden şehrinin 1574 tarihinde maruz kaldığı kuşatmanın, içlerinden Otto van Veen, Simon Opzzoomer gibi ressamların tasvir ettiği resimlerinden ilham alarak çektiği savaş kareleri ve portreleriyle giriyor izleyicinin belleğine. Sanatçı serisi için “ressamlardan farklı olarak kuşatma sırasında ortaya çıkan kıtlığı değil de salgın hastalığı ön plana çıkardığını” söylüyor. (Womenroute Dergisi, Kasım 2011).

Barthes 1980 yılında öldüğünde Erwin Olaf’ın ilk serisi “Squares”i çıkarmasına daha 3 yıl vardı. Olaf’ın Barthes’ın varlığından haberdar olabileceğini tahmin edebilmekle birlikte, Barthes’ın ömrü biraz daha vefa etse eminim onun çalışmalarını görüp bize söyleyeceği çok daha başka sözleri olurdu. Çünkü sanatçının kusursuz inceliklerle örülmüş eserlerinin, onlardan yarattığı ve alt metinlerinde toplumsal, tarihsel, varoluşsal birçok göndermenin var olduğu serilerinin karşısında insan “ben mi onları izliyorum, yoksa onlar mı beni?” diye kendisini sorgulamadan edemiyor. Zaten fotoğrafta hangi taraf izleyici, kim bilebilir?

Fotoğraflar: © Erwin Olaf

(Bu yazı 7 Ocak 2012 tarihinde www.fotoritim.com'da yayınlanmıştır)

Powered by SmugMug Log In