Alex Webb: Sokaktaki Göz - Aytac Togay

Alex Webb: Sokaktaki Göz

“Ben sadece yürüyerek bir yere nasıl yaklaşabileceğimi bilirim. Sokak fotoğrafçısı ise yürümek, gözlemlemek, beklemek ve konuşmaktan başka, beklenmeyenin, bilinmeyenin ya da bilinenin gizemli gerçeğinin kendisini köşenin ardında beklediğine dair inancını yitirmeden tekrar gözlem yapar ve orada biraz daha bekler.” Alex Webb

Düzensiz kadrajlar, gölgeler, simetri, asimetri, organik, inorganik objeler, insanlar, hayatın, mekanın, sokağın göbeğinden çekilip kotarılmış fotoğraflar… Sanırım salt kelimelerle onu anlatacak olsak bir çok fotoğrafçının ve fotoğraf severin Alex Webb için bulacağı kelimeler bunlar olurdu. Ancak Alex Webb’i 35 yıllık fotoğraf geçmişine bakarak anlatmaya kalkacak olursak bu kelimeleri çok dikkatle ve büyük özenle seçip onlardan uzun, çok uzun cümleler kurmamız gerekir.

Webb 1952 yılında San Francisco’da doğmuş, lise yıllarında hobi olarak ilgilendiği fotoğrafa 1974 yılından itibaren profesyonel olarak devam etmiş. 1976 yılında Magnum Photos üyesi olmuş. Harward’da tarih ve edebiyat, Carpenter Center’da fotoğraf eğitimi almış. Ürettiği işlerle içinde Leica Medal of Excellence, Hasselblad Foundation gibi ödüllerin bulunduğu birçok ödül kazanmış. Fotoğrafları New York Metropolitan Müzesi, Japonya Fuji Müzesi gibi saygıdeğer koleksiyonlara kabul edilmiş. İçinde İstanbul: City of a Hundred Names kitabının da olduğu 8 adet kitabı yayımlanmış.

Alex Webb Türkiye’de verdiği bir röportajında “Ben uyarıma geldiği gibi fotoğraf çekiyorum. Nasıl ve neyi fotoğraflayacağıma dair kararlarım bütünüyle entelektüel değil, bir yanıyla da duygusal ve sezgisel kararlardır. Bu kararlar, çoklukla fotoğraf çektiğim anda ortaya çıkar. Görürsünüz ve tepki verirsiniz, çoğunlukla da neden tepki verdiğinizi, neden belirli bir zamanda ve neden belirli bir biçimde tepki verdiğiniz bütünüyle sözcüklerle açıklayamazsınız. Ben İstanbul’da olduğu gibi New Mexico’da da fotoğraf çekerim ve tepkilerim daha çok benim kim olduğumla değil neyle karşı karşıya olduğumla ilişkilidir.” derken kendisini izleyenlere, çektiklerine dair bir iki ipucu verir gibi görünse de gerçekte izleyiciyi kapalı bir dehlize açılan bir kapının önünde bırakır ve bizim o dehlizden içeri girerek kendisini anlamamızı sağlamaya çalışır. Çünkü Alex Webb 35 senedir ürettikleri ile belgesel fotoğrafın ve sokak fotoğrafçılığının bambaşka bir mecrada akmasını sağlayıp, onu takip eden kuşakların salt fotoğrafı ve bağlı disiplinleri değil, tarihi ve dünyayı da anlamaları gerektiğine işaret eder.

Webb Meksika – ABD sınırında çektiği fotoğraflardan oluşan Crossings serisinde söz konusu sınır ve o sınırda yaşanan hayatları, izlenimci bir ressamın gözüyle bizlere aktarırken, İstanbul: City of a Hundred Names çalışmasında çok kültürlü bir şehri inceleyen yabancı bir fotoğrafçının şehrin sokaklarındaki karmaşayı, o karmaşa içindeki düzeni fotoğraflamasındaki ustalığını gözler önüne serer. Fotoğrafçı aynı ustalığı Haiti röportajında, ülkeye yapılan askeri müdahalenin tam ortasından göstererek bize nasıl başarılı bir foto muhabiri olduğunu da kanıtlar. Fotoğraflarında geleneksel belgesel fotoğrafın izleri sürülebilirken, kullandığı renk ve ışık çeşitlemeleriyle sanat tarihinin kimi eserlerine göndermelere rastlanır. Bu çalışmalar, Webb’in aldığı tarih ve edebiyat eğitiminin fotoğraf pratiği ile harmanlanmasının tarihe düşülen birer izdüşümleri olmakla beraber, Webb’in hem bir ressam hem de bir şair inceliğinde üretmiş olduğu görüntüler üzerinden bizlere ulaşmasının ne denli ustaca yaptığının kanıtı olarak tarihteki yerlerini alırlar.

Alex Webb’in fotoğrafları izleyene önce düzensiz kompozisyonlar olarak görünür. Aleladeymiş gibi bir araya getirilmiş objeler aslında alt yapısı sağlam olan bir bütünlüğün parçaları olarak kadraj içinde yerlerini alırlar. Webb’in karelerinde fotoğrafçı ile modelleri arasında kurulmuş saygılı bir mesafe vardır. Bu mesafenin içinde, izleyene röportajı yapılan yere ait ipuçları barınır. Webb’in fotoğraflarında aynalar, yansımalar, hareket, gölgeler sıklıkla yer alırlar. Bu kompozisyon elemanları kadraj içine tesadüfen girmiş gibi görünse de aslında hepsi Webb’in sahip olduğu entelektüel birikimin onun sanatında vücut bulmuş halidir.

Alex Webb 35 yıl önce çıktığı bu uzun ve zorlu yürüyüşüne yanına yeni fotoğrafçıları alarak ve her geçen gün tarihe not düşerek devam ediyor. İstanbul’dan Haiti’ye, Azerbaycan’dan Küba’ya geniş bir coğrafyada sokakları adımlayan Alex Webb’in çalışmalarındaki naif duyguyu hissetmek ve onu içselleştirmenin yolu, biz izleyicilerin salt fotoğrafı değil, insanlık ve sanat tarihini, edebiyatı, şiiri, resmi içselleştirmemizden geçiyor.


Fotoğraflar: © Alex Webb, © Magnum Photos

(Bu yazı 5 Mert 2009 tarihinde www.fotoritim.com'da yayınlanmıştır.)

Powered by SmugMug Log In